06 03 2010

(tanah) eski ve yeni ahit ...

(tanah) eski ve yeni ahit ... |  görsel 1
(tanah) eski ve yeni ahit ... |  görsel 2

  Sümer kaynaklı buldugum  dinlere bir göz atalım...   Hıristiyanlığın kutsal kitabı, Kitabı Mukaddestir. Kitabı Mukaddes, Eski Ahit ve Yeni Ahit olmak üzere başlıca iki bölümden oluşur. Eski Ahit Kitabı Mukaddes'in ilk kısmı Eski Ahit ya da Eski Antlaşma olarak adlandırılır. Yahudilerin kutsal kitaplarından Tanah ile bölüm adları ve sınıflandırmalar hariç hemen hemen aynıdır. Eski Ahit İsa'nın doğumundan önceki çok uzun bir zaman diliminde Yahudi peygamberleri, din adamları ve alimleri tarafından yazılmıştır. Bu bölümde İsa veya Meryem'den, henüz dünyaya gelmemiş oldukları için ismen bahsedilmez ancak Hıristiyanlıkta Eski Ahit'in bazı bölümlerinde İsa'ya atıflar olduğu inanışı vardır. Yeni Ahit Kitabı Mukaddes'in ikinci bölümünü oluşturan Yeni Ahit ise İsa'nın sağlığında ve/veya ölümünden sonra Havariler, Hıristiyan din adamları ve alimleri tarafından yazılmıştır. Hıristiyanlarca kanonik kabul edilen Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncil'leri Yeni Ahit'in ilk dört bölümünü oluşturur. Yahudi kutsal metinlerinden oluşmuş Tanah'ın Hıristiyanlıkta Eski Ahit olarak adandırılmasının nedeni tanrının İsa'dan asırlar önce Musa ile Sina Dağı'nda yaptığına inanılan antlaşmadır. Hıristiyanlar tanrının İsa ile yeni bir antlaşma yaptığına inandıklarından ötürü Kitabı Mukaddes'in İsa'dan bahseden ikinci bölümünü Yeni Ahit olarak adlandırırlar. Bununla birlikte Yahudiler ikinci bir antlaşmayı kabul etmez, Tanah'ın Eski Ahit olarak adlandırılmasını uygun bulmaz ve bu ismi kullanmazlar. İncil İncil, Kitabı Mukaddes'in, Yeni Ahit kısmının ilk dört bölümünün her birine verilen isimdir. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından kaleme alınmış ... Devamı

06 03 2010

İSLAMIN KÖKENİ SÜMER DİNİ EFSANELERİDİR!!!

İSLAMIN KÖKENİ SÜMER DİNİ EFSANELERİDİR!!!  |  görsel 1
İSLAMIN KÖKENİ SÜMER DİNİ EFSANELERİDİR!!!  |  görsel 2

.İLGİNÇTİR OKUMAKTA FAYDA VARDIR KANAATİNDEYİM, LAKİN; Bu geniş konuyu bir sayfaya sığdırmak olanaksız. Elden geldiğince özetleyerek genel bir bilgi vermeye çalışacağım. Kimdi bu Sümerliler? Ne yapmışlar? Kendilerinden yüzlerce sene sonra gelenleri nasıl etkilemişlerdir? Sümerliler bundan hemen hemen 6000 yıl önce Mezopotamya’ya gelip yerleşmişler ve orada izleri zamanımıza kadar ulaşan büyük bir uygarlık geliştirmişlerdir. Bu uygarlığın en önemli buluşu tekerlek ve dillerine göre bir yazıdır. Yazı ilk olarak resim şeklinde taşlar üzerine yazılmış. Daha sonra Dicle ve Fırat nehirlerinin getirdiği bol kil üzerine yazılmaya başlanmış. Bu yüzden yazı şekil değiştirerek işaretleri oluşturan çizgiler çiviye benzemiş, (Bunun için şimdi “ çiviyazısı ” deniyor) kelimeler de kısmen hece olmuş. Böylece hem kendileri istediklerini yazabilmişler, hem de Ortadoğu milletleri olan Babilliler, Asurlular, Hurriler, Hititler, Urartuların da kendi dillerini yazmalarını sağlamışlardır. Ugarit ve Persler de bu yazıdan harf yazısı yaparak yararlanmışlardır. Geçen yüzyıldan beri gerek Mezopotamya’da gerek Anadolu ve Suriye’de yapılan kazılarda on binlerce çiviyazılı tablet bulunmuş, yazılar okunmuş, diller çözülmüş ve tamamıyla unutulmuş, en az üçbin yıllık Ortadoğu milletlerinin tarihleri, dinleri, efsaneleri, günlük yaşantıları ortaya çıkmıştır. (1) Bu yazılı belgelerin en önemlileri Sümer Edebiyatı ve dinine ait olanlardır. Sümer Dini çok Tanrılı bir dindi. Fakat inanç ve dini işlemlerde tek Tanrılı dinlere büyük etkileri olduğu anlaşılıyor. Tanrı’nın yaratıcı ve yok edici gücü, Tanrı korkusu, insanların Tanrı tarafından yargılanması, Tanrılara yaranmak için ku... Devamı

06 03 2010

yaradılış ve din söylenceleri

yaradılış ve din söylenceleri  |  görsel 1

- Kuran’ın bilgi kaynaklarını nelere dayandırıyorsunuz? - Ben Kuran’ın en önemli bilgi kaynağını Tevrat olarak görüyorum. Tabi Kuran’ın yazılışında siyasi ve sosyal bir amaç var bunu unutmamak gerek. Tevrat’taki birtakım olaylar, dönemin koşullarına uydurularak, bazen de hiç değiştirilmeden Kuran’a aktarılmış. Tevrat’ın yazılışında da öncelikle Sümerler’den yani Mezopotamya kültüründen etkiler görüyoruz. Çeşitli olayların yazılışından bu benzerlikleri yakalayabiliyoruz.   Örneğin kainatın yaradılışı Sümer’de, Tevrat’ta ve Kuran’da aşağı yukarı aynı. Evren büyük bir su ve içinden bir dağ çıkıyor ikiye ayrılıyor, yukarıda gökyüzü, aşağıda da yer oluyor. İnsanın yaradılışı ise çamurdan. Bu Tevrat’ta da, Sümer’de de, Kuran’da da geçiyor. Kuran’a insanın yaradılışının öyküsü iki farklı şekilde alınmış; bir lütfedenin buyurması ile ve bir de çamurdan yaradılış şeklinde. Sümer’de insanın yaradılışı Tanrıların görüntüsünde olmuştur deniyor; aşağı yukarı Tevrat’ta da aynı şekilde geçiyor. Kuran’da bu yok. Ama yine de hadislere baktığımızda Tanrının bir insan şeklinde tasavvur edildiği görülüyor. Bir hadiste okuduğum kadarıyla, Tanrı sözde 6 günde dünyayı yaratmış, 7. gün yatmış arka üstü ve ayak ayak üstüne atmış, dinlenmiş. Kuran’da da benzer ibareler var; Allah’ın iki eli, gözü deniyor…   Allah’ın cinsiyeti erkek…   - Peki sizce Kuran’daki Allah’ın cinsiyeti nedir? - Allah’ın cinsiyeti erkek. Bu ataerkillikten kaynaklanıyor. Örneğin Sümer’in ilk dönemlerinde anaerki... Devamı

06 03 2010

muazzez ilmiye çığ...

muazzez ilmiye çığ... |  görsel 1

      Sümerler bugünkü kültürün temelini kuran bir millet. Evveli yok. Çivi yazısını bulmuşlar ve yaptıkları her şeyi yazmışlar. Mimariyi onlar başlatmış. Kubbe, kemer ve kanallar yapmışlar. Bunlar, fevkalade hesap isteyen şeyler. Matematikte 6’lı sistemi koymuşlar. Bugün hâlâ kullandığımız saat, daire, üçgen hesaplamaları Sümerler’in 6’lı sistemiyle yapılıyor. MÖ 590’larda yaşayan Pisagor’un formülünü biz Sümer tabletlerinde bulduk, Yunanlılar onlardan almış. Astronomi çok önemli. Beş gezegeni tespit etmişler. Keplere kadar altıncıyı bulan çıkmamış. Burçların adlarında hâlâ onların tercümesini kullanıyoruz. Geniş edebiyat anlayışları var. Gılgamış Destanları ve mitolojileri var. * Yunan mitolojisinin aslında Sümerlerden alıntı olduğu söylenir? Hem de nasıl. Aynı zamanda Sümer mitolojisiyle Türk mitolojisinde de büyük benzerlikler vardır. * Tarihte Türkler mi daha eski, Sümerler mi? Tam olarak bilmiyoruz, ama Türkler daha eski görünüyor. Genel kanı Sümerler’in de Orta Asya’dan gelmiş olduğu yönünde. Bizim meslektaşların arasında yüzde 90 böyle biliniyor. * Peki bugünkü Sümerler sizce kim? Bilmiyoruz, Asya’dan Anadolu’ya devamlı bir göç olduğu için kimin ne olduğu belli değil. Şu anki haritaya göre Irak’ın güneyi ve Bağdat’ta yaşamışlar. Oradan Anadolu’ya geldiklerine dair elimizde belge yok, ama bana göre soyumuzda Sümerlilik de olabilir. Çünkü Sümer diliyle Türkçe arasında o kadar benzerlik var ki... Mesela Sümerce alım-Türkçe alımlı, bab-baba, dim-dimdik, es-esmek, gim-kim, g&uum... Devamı

06 03 2010

tanrılar ve tanrıcalar diyarı

tanrılar ve tanrıcalar diyarı |  görsel 1
tanrılar ve tanrıcalar diyarı |  görsel 2

Babil'in yaratılış destanı Enuma Eliş, tanrıların düşüşünü ve aralarındaki ilk yabancılaşmayı, diğer pek çok dinde rastlanan büyük tanrılarla genç tanrılar arasındaki savaşları anlatan hikayelere benzer bir öyküyle aktarır. Evrensel boşlukta ilkin erkek dev Absu'yla dişi dev Tiamat varmış, bunların birleşmesinden erkek yılan Lakamu meydana gelmiş, yılanların birleşmesinden de gökyüzü tanrısı Anşar'la yeryüzü tanrısı Kişar doğmuş, yeryüzüyle gökyüzü birleşerek Anum, Enlil ve Ea'yı doğurmuşlar. Böylelikle sessizlik bozulmuş ve evrende gürültü başlamış. Sessizliğe alışık olan Absu'yla Tiamat bu gürültüden tedirgin olmuşlar. Absu, bütün yarattıklarını yoketmeye karar vermiş, çocuklarının yok olmasını istemeyen Tiamat her ne kadar ona karşı koymuşsa da dinletememiş. Ne var ki büyükbabasının bu kararını sezgileyen Ea bir büyüyle onu yoketmiş. Kocasının yokoluşuna çok üzülen ve o oranda da çok kızan Tiamat bir canavarlar ordusu kurarak öcalmak ve bütün tanrıları yok etmek istemiş. Tiamat dehşet verici yaratıklardan -akrep adamlar, kentaurlar ve başka korkunç yaratıklar- oluşan bir demon ordusunun başına komutan olarak konkunç dev Kingu'yu getirmiş ve kader ipleri'ni de onun eline vermiş. Tanrılar önce korkudan titremişler, sonra çaresizlik  içinde kendilerini savunmaya karar vermişler. Önce Anum ve sonra Ea savaşı yönetmeyi denemişlerse de becerememişler ve korkup kaçmışlar. Tiamat'la başa çıkamayacaklarını anlayan tanrılar sonunda Marduk'a başvurmak zorunda kalmışlar. Marduk, kendisini bütün tanrıların başkanı yapmaları ve kaderin iplerinide kendisine vermeleri şartıyla başkomutanlığı kabul etmiş. Anum'un diplomasi yolunu denemesine karşın Ma... Devamı

06 03 2010

din ve sümer

din ve sümer |  görsel 1
din ve sümer |  görsel 2
din ve sümer |  görsel 3

        İbrahim peygamber... dinlerin babası bilinir ve ilginçtir ki, kenger'dir yani Sümer Dünyada kaç sümer bilimi ile ilgili kurum vardır Var olanların kapanmasında Papanın ne ilgisi vardır! Peki, kutsal kitaplarda yazan cümlelerin yüzyıllar evvel ki, tabletlerde bulunması ne kadar tesadüfidir!   biraz daha akıl karıştırmak gerekir ise buyrun, herseyı bıraz daha sorgulamaya....      Kuran Tevrat'a benzer ve bunun aksini kimse inkar edemez ve etmiyor da ! Peki, bu benzerliğin nedeni nedir?   Kuran taraftarlarına göre, her iki kitabından da Allah tan gelmesi.   Tevrat taraftarlarına göre, Tevrat Allah tarafından esinle yazdırılmıştır, Kuran Allah'tan gelmemiştir, Muhammed Tevrat'tan bazı bölümler aşırarak kendisi yazmıştır.   Şimdi iki tarafın iddiası da inançlarına dayanıyor, ama somut bir kanıt yok.   Benim bu konuda bir yargıya varabilmem için en azından bir kısım somut kanıtlarım olmalı, öyle her kesin her dediğine inanırsam çorba olur.   Önce akıl yürütüyorum, Kuran kendinden önceki Tevrat ile oldukça fazla benzerlikler içerir, peki Tevrat kendisinden önceki bazı metinlerle benzerlik gösterir mi?   Ne yapıyoruz araştırıyoruz, tarihi metinler inceliyoruz, Sümer çivi yazıları, Mitoloji vs vs.   Ve şaşılacak şekilde Tevrat'taki metinlerin benzerlerine rastlıyoruz.   Sümer yazıtlarında !   Şimdi, Kuran, Tevrat ile benzer dediğimizde, aynı Allahtan geldiği için diyen arkadaşımız bu mantığını yürütmeye devam ederse, Sümer Metinleri, Tevrat'a, Tevrat da Kuran'a benzer çünkü üçü de aynı A... Devamı

06 03 2010

sümer ilk uygarlık

sümer ilk uygarlık |  görsel 1
sümer ilk uygarlık |  görsel 2
sümer ilk uygarlık |  görsel 3

      Sümer coğrafyasına geçmeden önce, daha sağlıklı bilgi için  Mezopotamya’yı inceleyelim derim.    Mezopotamya isminin tarihine bakmak ile başlayalım…. Dicle ve Fırat, iklim koşullarının etkisiyle şimdikinden daha çok su barındırır idi..  bölgeye ismini verende budur. Mesos; arasında anlamına gelir. Potamos; ırmak demektir. Bu iki kelimenin birleşiminden meydana gelen Mezospotamus (Mezopotamya), İki ırmak arasındaki topraklar anlamına gelir. Mezopotamya üç bölgeden oluşur.   Dağlık olan bölgeye "Yukarı Mezopotamya", En önemli bölüme "Orta Mezopotamya", nüfus açısından kalabalık bölüme ise "Aşağı Mezopotamya" denir.   Mezopotamya toprakları, savunmaya elverişli olmadığı için bir çok savaşlara sahne olmuş, çeşitli kavimler ve devletler egemen olmuştur        ilk uygarlık yapıtları, M.Ö.3600 (aslında,çok daha eskiye dayandığı bilinmektedir.)  yıllarında Mezopotamya'da Sümerler tarafından meydana getirilmiştir.   yeryüzündeki ilk pişirilmiş tuğladan evleri inşaa etişler, bataklıkları kurutarak tarıma ve şehirlere katmışlar, tarım arazilerini su kanalları ile sulamışlar, bilinen ilk tarım araçlarını kullanmışlardır.     Mezopotamya, yaklaşık 3600 yıl boyunca zengin ve ileri bir uygarlığın vatanı olmuştur.       . Sümerler Orta Asya'dan göç ettikleri sanılan Sümerler, Mezopotamya'nın ilk halkıdır. Sümerler'in en büyük kentleri, Ur, Uruk, ... Devamı

06 03 2010

Sümerli Ludingirra...

-Sümerolog Muazzez İlmiye Çiğ’in Sümerli Ludingirra başlığıyla Türkçeye çevirip yayınladığı Sümer yazıtları (Tablet 2, 3, 10 ve 11), Sümer mitolojisi, tanrıları ve inançları hakkında geniş bilgiler içeriyor. Bu yazıtlarda yer alan bilgilere göre: Sümer Panteonun başı, yani tüm Sümer tanrılarının babası ve kralı hava tanrısı Enlil (Ellil)’dir. Enlil sözcüğü, bahsi geçen tabletlerin yazarı Ludingirra’ya göre, soluk, hava, nefes, ‘Havanın Beyi’ gibi anlamlara geliyor. Sümerler yeri ve göğü onun yarattığına inanırlardı. -Onların inancına göre, çok eskiden (daha yer ve gök yok iken) her yer dipsiz, uçsuz bucaksız bir denizdi. Sümerler’de bu deniz tanrıca Nammu’nun şahsında kişileştirilir. Bir gün bu deniz, yani kişi kimliğiyle tanrıca Nammu, koskoca bir dağ doğurur. Bunu gören ‘Yüce Enlil’, hemen o dağı ikiye ayırır. Böylece ikiye bölünen bu dağın altı yeryüzü, üstü de gök olur. Yeryüzüne yer anlamına gelen Ki, göğe de gök anlamına gelen An adı verilir. Sümer mitolojisindeki tanrıça Ki ve tanrı An, Yer ve Gök (Cennet)’ün kişileştirilmiş simgeleridir. Göğü tanrı An alır, yeryüzü ise tanrıca Ki ile Enlil’in payına düşer. Samuel Noah Kramer, Ancient Religions başlıklı bir derlemede (Edited by Vergılıus Ferm, New York, 1950) yayınlanan ‘Sümer Dini’ başlıklı yazısında tanrıça Ninhursag’ın yeryüzü tanrısı Ki ile aynı olabileceğine işaret etmektedir. Ki, yeryüzünün toprağı taşı; Enlil ise, havası, soluğu ve nefesidir diyen Ludingirra, bu yüzden yaşamın Enlil’siz var olamayacağına işaret eder. Her kentin bir tanrı tarafından kurulduğuna v... Devamı

05 03 2010

İnsanın, Deist Olası Gelir Mi ?

Sümer-Babil  “kutsal kadın fahişeliği” kurumuyla ilgili incelemelerimiz bizi yeni bir konuyu daha ele almaya zorlar; “kutsal erkek fahişeliği” kurumunu...   Karşılıklı toplu evlilik biçiminden, kadın ve erkeğin bireysel evlilik dönemine geçiş sırasında, Sümer-Babil toplumlarında, yerli  kadınların yabancı toplum birim erkeklerine karşı eski cinsel yükümlülüklerinin, sadece bir bölüm vakfedilmiş kadın aracılığıyla yerine getirilebilmesini de sağlamış olan “kutsal kadın fahişeliği”nin temelleri pek doğru konulmamış olsa da, yine de üzerinde epeyce söz edilmiş bir konuydu. Buna karşılık, aynı topluluklarda, kutsal erkek fahişeliği biçimiyle varolmus gibi görünen bir başka kurumun varlığı ve anlamı ,‘fuhuş yapan kadın ve erkek’ gibi tercüme genellemelerinin azizliği arasında yitip gitmiş görünüyor.‘Fuhuş yapan kadın ve erkek’ türü ifadeler, bir erkeğin kadın ile fuhuş yapmasını da anlatmak  için ve şeklinde kullanıldığı ( daha çok öyle anlaşıldığı) için, bağımsız olarak “erkek fahişeler” kurumu bütünüyle karartılmış, unutulmuş ve en fazla erkek homoseksüelliği olarak yansıtılmıştır.   Her iki cinse bağlı olarak şekillenen kutsal fahişeliğin sadece kadın yanını ele almakla yetinme tutumunda, erkek fahişeliğinin toplumsal anlamının farkına varılmamış olması kadar, “erkeklik şerefi”nin kaybedilme korkusunun payı da olmuş olmalı.   Fakat eski toplumun sahne perdesi bir kez açılınca, oyuncularımız arasında artık bir ayrıcalık güdemeyiz...   Sümer-Babil geleneğine dayanan topluluklarda, kutsal fahişeliğin sadece kadına değil, aynı zamanda erkek cinsine ilişkin bir kurum olarak da kullanılmış olduğunu gösteren ve  ‘kutsal fahişe kadın... Devamı

05 03 2010

İnsanın, Deist Olası Gelir Mi ?

Sümer-Babil  “kutsal kadın fahişeliği” kurumuyla ilgili incelemelerimiz bizi yeni bir konuyu daha ele almaya zorlar; “kutsal erkek fahişeliği” kurumunu...   Karşılıklı toplu evlilik biçiminden, kadın ve erkeğin bireysel evlilik dönemine geçiş sırasında, Sümer-Babil toplumlarında, yerli  kadınların yabancı toplum birim erkeklerine karşı eski cinsel yükümlülüklerinin, sadece bir bölüm vakfedilmiş kadın aracılığıyla yerine getirilebilmesini de sağlamış olan “kutsal kadın fahişeliği”nin temelleri pek doğru konulmamış olsa da, yine de üzerinde epeyce söz edilmiş bir konuydu. Buna karşılık, aynı topluluklarda, kutsal erkek fahişeliği biçimiyle varolmus gibi görünen bir başka kurumun varlığı ve anlamı ,‘fuhuş yapan kadın ve erkek’ gibi tercüme genellemelerinin azizliği arasında yitip gitmiş görünüyor.‘Fuhuş yapan kadın ve erkek’ türü ifadeler, bir erkeğin kadın ile fuhuş yapmasını da anlatmak  için ve şeklinde kullanıldığı ( daha çok öyle anlaşıldığı) için, bağımsız olarak “erkek fahişeler” kurumu bütünüyle karartılmış, unutulmuş ve en fazla erkek homoseksüelliği olarak yansıtılmıştır.   Her iki cinse bağlı olarak şekillenen kutsal fahişeliğin sadece kadın yanını ele almakla yetinme tutumunda, erkek fahişeliğinin toplumsal anlamının farkına varılmamış olması kadar, “erkeklik şerefi”nin kaybedilme korkusunun payı da olmuş olmalı.   Fakat eski toplumun sahne perdesi bir kez açılınca, oyuncularımız arasında artık bir ayrıcalık güdemeyiz...   Sümer-Babil geleneğine dayanan topluluklarda, kutsal fahişeliğin sadece kadına değil, aynı zamanda erkek cinsine ilişkin bir kurum olarak da kullanılmış olduğunu gösteren ve  ‘kutsal fahişe kadın... Devamı

05 03 2010

Gizemli Bir Bakış Açısı

İnsanın dünya üzerinde yaşamaya başlaması ile ilgili olarak elimizde birçok bilgi vardır. Artık bilim adamlarının elinde insana benzeyen maymunların 25 milyon yıl önce yaşadığına ilişkin kanıtlar bulunmaktadır. Doğu Afrika’daki keşifler insanımsı maymunlara (hominid)  14 milyon yıl önce olduğunu gösteriyor. Homo sınıflandırmasına girecek ilk maymun adam da yaklaşık 11 milyon yıl sonra ortaya çıkıyor. İnsana en çok benzediği düşünülen ilk varlık (gelişmiş Australopithecus), Afrika’da 2 milyon yıl önce yaşadı. Homo erectus’u üretmek ise bir milyon yıl daha aldı. 900 bin yıl daha geçtikten sonra, ilk ilkel insan ortaya çıktı ve kalıntılarının ilk bulunduğu sit alanın adı olan Neanderthal ile adlandırıldı. Gelişmiş Australopithecus ve Neanderthal arasında 2 milyon yıldan fazla bir zaman geçmiş olmasına karşın, bu iki grubun araç gereçleri olan keskin taşlar neredeyse aynıydı. Derken aniden ve açıklanamaz bir biçimde, 35 bin yıl kadar önce, yeni bir insan ırkı, yani Homo sapiens (düşünen insan), sanki yoktan var oldu ve Neanderthal insanı dünya yüzünden siliniverdi. Cro-Magnon olarak adlandırılan bu modern insanlar bize o kadar çok benziyorlardı ki, bizim gibi modern kıyafetler giyseler herhangi bir Avrupa veya Amerika şehrinde kalabalığa karışabilirlerdi. Milyonlarca yıl boyunca, insanın araç gereçleri hep yararlı biçimlerdeki basit taşlar olmuştu. Ancak Cro-Magnon insanı, tahtadan ve kemiklerden, özel amaçlar için kullanmak üzere araç, gereç ve silahlar yaptı. Artık “çıplak maymun” değildi, çünkü derilerden kendine giysiler yapıyordu. Toplumu örgütlüydü, ataerkil bir hegemonya ile klanlar halinde yaşıyordu. Mağara duvarlarındaki resimleri sanatçılık ve duygus... Devamı

05 03 2010

coğrafya

coğrafya |  görsel 1

                    Bu dizelerin ima ettikleri ve Sümer'in tanrıları, onların oğulları ve torunları, tanrılar ve ölümlüler arasında bir arada yaşamaktan kaynaklanan yarı ilahi evlatlarla ilgili hikayeler arasındaki paralellikler, İncil deki dizeleri okudukça daha da artar:  " Rab oğulları insan kızlarına vardıkları, Ve bu kızlar onlara çocuk doğurdukları zaman, O günlerde, hem de ondan sonra, Yeryüzünde Nefilimler vardı,Bunlar ebediyetin kudretli olanlarıydı, Şem halkıydı. "   Burada "Nefilimler vardı" ifadesine dikkat etmek gerek. Bu konuda birçok yorum olmasına karşın 19. yy. İncil yorumcularından Malbirn bunu "Aşağı Düşmüş Olanlar" olarak çevirmiştir.   12. Gezegen adlı kitabıyla ünlü dünya tarihçisi Zecharia Sitchin acaba bir gün haklı mı çıkacaktır? Elimizdeki bilgileri iyi değerlendirirsek bize verilmiş birçok ip ucu bulabiliriz.Ya da binlerce, on binlerce yıl önceden sanki bizim için bırakılmış yazıtlar, belgeler…  Neden olmasın madem ki, büyük bir değişim çağındayız. Tüm bu alternatif düşüncelere yatkın bir zihin yapısı yaratmanın bize zararı değil aksine çok yararı olabilir. Bu ipuçları bize insanlığın büyük macerası hakkında bazı imalarda bulunabilir… Geçmişini anlayan ise geleceğine daha sıkı sarılabilir. Çünkü resmin bütününü kavramaya başlar ve hedefini bilir!...                   ... Devamı

05 03 2010

Yaradılış...

Yaratılış Efsanesi: Babil'in yaratılış destanı Enuma Eliş, tanrıların düşüşünü ve aralarındaki ilk yabancılaşmayı, diğer pek çok dinde rastlanan büyük tanrılarla genç tanrılar arasındaki savaşları anlatan hikayelere benzer bir öyküyle aktarır. Evrensel boşlukta ilkin erkek dev Absu'yla dişi dev Tiamat varmış, bunların birleşmesinden erkek yılan Lakamu meydana gelmiş, yılanların birleşmesinden de gökyüzü tanrısı Anşar'la yeryüzü tanrısı Kişar doğmuş, yeryüzüyle gökyüzü birleşerek Anum, Enlil ve Ea'yı doğurmuşlar. Böylelikle sessizlik bozulmuş ve evrende gürültü başlamış. Sessizliğe alışık olan Absu'yla Tiamat bu gürültüden tedirgin olmuşlar. Absu, bütün yarattıklarını yoketmeye karar vermiş, çocuklarının yok olmasını istemeyen Tiamat her ne kadar ona karşı koymuşsa da dinletememiş. Ne var ki büyükbabasının bu kararını sezgileyen Ea bir büyüyle onu yoketmiş. Kocasının yokoluşuna çok üzülen ve o oranda da çok kızan Tiamat bir canavarlar ordusu kurarak öcalmak ve bütün tanrıları yok etmek istemiş. Tiamat dehşet verici yaratıklardan -akrep adamlar, kentaurlar ve başka korkunç yaratıklar- oluşan bir demon ordusunun başına komutan olarak konkunç dev Kingu'yu getirmiş ve kader ipleri'ni de onun eline vermiş. Tanrılar önce korkudan titremişler, sonra ç****izlik içinde kendilerini savunmaya karar vermişler. Önce Anum ve sonra Ea savaşı yönetmeyi denemişlerse de becerememişler ve korkup kaçmışlar. Tiamat'la başa çıkamayacaklarını anlayan tanrılar sonunda Marduk'a başvurmak zorunda kalmışlar. Marduk, kendisini bütün tanrıların başkanı yapmaları ve kaderin iplerinide kendisine vermeleri şartıyla başkomutanlığı kabul etmiş. Anum'un diplomasi yolunu denemes... Devamı

04 03 2010

kalamlı kengerler,

kalamlı kengerler, |  görsel 1
kalamlı kengerler, |  görsel 2
kalamlı kengerler, |  görsel 3
kalamlı kengerler, |  görsel 4

Britanica veya Larousse gibi büyük ansiklopedilere bakarsanız, Sümerce'nin yerli ve yalıtık bir dil olduğundan söz ederler. “Hiç başka bir dil gurubuna ait değildir” derler ve yalıtık (izole) bir dil olarak tanımlarlar. Oysa ki hem cümle yapısı hem de sözcükler Türkçe ile büyük bir benzerlik içindedirler. Sümer dilini önce Sami dilleri ile, daha sonra Hind-Avrupa dilleri ile karşılaştırdılar. Fakat ne biri ne de diğeri Sümerce ile uyum sağlıyordu. Peki, ama neden Ural Altay dilleri ile karşılaştırmaya gerek duymadılar? Nedeni, onlara göre M.Ö. 3000 yıllarında Mezopotamya’da ne Türk toplulukları vardı ne de Macar, onlara göre Türk ve Macarların Anadolu’ya gelişleri en erken M.S. 900 yılları olmalıydı. İşte bu yanlış ve bağnaz görüşleri o gün olduğu gibi halen bugün dahi devam ediyor. Üstelik bizleri de bu yalana inandırdılar. Tarih kitaplarında Türklerin Anadolu’ya geliş tarihleri olarak 1071 Malazgirt savaşı olduğu yazılıdır. Gelelim Sümer diline. Alttaki örneklerde önce Sümerce sözcüğü ve hemen ardından parantez içinde Türkçesini sunuyorum: Adda (ata, baba), Ama (anne, ana), Aga (yönetici, ağa), An (tan, gök), Anu (Gök Tanrı), Ar(er, şeref), As (tek, biricik), Bab (baba), Dingir (Tengri), E (ev), Kıya (kıyı), Es (esmek), Gisko (şişko), Dim (dik), Kol (kol), Uiku (Uyku), Kus (kuş), Sag (sağ) Mesu (meşe), Ag (akıl), En (engin, yüce), Ge (gel), Ka (kan), Kanal (kan damarı), De (demek), Duru (durmak), Kur (dağ, kurgan), Kusu (koşmak), Güles (güleç) Bur (delik,burgu), Bal (balta), Bar (barla/parla), İb (ip), Alım (alımlı), Ulu (ulu), Utu (Güneş, Uçtu), Kup (gitmek, kop), Gim (kim), Ir (er), Odun (odun, Ot-un) Sizlere burada 40 sözcük sundum. Kim bilir uzman bir g&oum... Devamı

04 03 2010

Efenim;

Mardin etrafında yürüyorum... yuzyıllar evvel, İbrahim, İsa  belki de tam benimle aynı yere bastılar! Ürgüp dolayları, sırtımı yasladığım şu ağaca belki de Meryem'de dokundu... Sümela, kimlerin nefesini kesti benim ki gibi, Cizre, Belki şurda bir çocuk, çivi yazısı öğreniyordu, tam benim oturduğum yerde... Bursa, o baska anıydı :) ve daha yüzlerce an ...     Yürüdüğümüz topraklar, baktıgımız mimariler, okudugumuz kıtaplar ya da inandıgımız değerler... Bu gune, evvel zamanın izleri nedir, ne kadardır?  Kalamlı Kenger ırkının, tarih sayfasında ki gizli kalmış rolünü paylaşmak istediğim bir köşedir burası...  Bir derleme, toparlama, paylaşım ve etkileşim sayfasıdır. Devamı

04 03 2010

Türkçenin ana yurdu Sümer mi?

        Dünyanın en önemli Sümerologlarından Sayın Muazzaz İlmiye Çığ'ın Sümeroloji üzerine araştırmalarına bakalım. Bir ırkın dünya üzerine bıraktığı gizemli olduğu kadar gizlenir gerçeklerini  inceleyelim....     Sümerliler Bundan 6000 yıl önce Dicle ve Fırat nehirleri arası olan Mezopotamya’nın güneyine gelip yerleşmiş, orada büyük bir uygarlık kurarak en az 2000 yıl varlıklarını korumuşlardır. Onların uygarlıklarının en önemli olayı dillerine göre bir yazı icat etmeleri, okullar kurarak, kil üzerine yazarak o yazıyı geliştirip her istediklerini yazabilmeleridir. Çiviyazısı adı verilen bu yazıyı ile gerek Sümerliler zamanında var olan, gerek daha sonra tarih sahnesine çıkan Orta Doğu milletleri de kendi dilleri için kullanmışlardır. 1800 yıllarının başlarından itibaren bu yazının ve dilinin çözülmesi çalışmaları başlamış,  Nineve’de Asurbanipal kitaplığının bulunması ile yazının ve Asur dilinin 1855 yılında çözümü başarılmıştı. Okunan bazı Asurca metinlerin satır aralarında başka dilde yazılmış satırlar vardı.  İlk olarak  bu satırların İskit veya Turan dilinde yazılmış olacağını ve yazının onlar tarafından icat edildiğini, Çiviyazılarını çözmeyi başaran Rowlinson ileriye sürmüştü. 1869 da Jule Oppert  bu dile Sümerce adını verdi ve bu dilin Türk, Fin ve Macar dillerine akraba olduğunu söyledi. 1874’de Francois Leonorment da  dili Ural Altay dil grubuna koyuyor. Joseph Halévy ise bunlara tamamıyla karşı çıkarak bunun Sami Akadların özel bir amaçla uydurdukları dil, diye tutturuyor. Onun bu direnişine başkaları da katılıyor ve 50 yıl kadar bu sav sürüyor. Daha sonra güney Mezopotamya’da yapılan kazılarda... Devamı

04 03 2010

Sümer'de nuh tufanlarına bir örnek

  Şimdi Kramer'den Sümer'in Nuh'u Ziusudra'nın karısına ilişkin alıntımızı yapalım: Sümerlerden günümüze kalan tek tufan öyküsü oldukça parçalıdır. Mezopotamya tufan öykülerinin en eskisi bile olmayabilir. Ama bu 'Nuh'un karısı'na -olağanüstü tarihi bir motif- en eski göndermeyi içeriyor olabilir. Sümer tufan öyküsünde, son dizelerden birisi Nuh figürü olan 'Kral Ziusudra'nın karısından söz eder gibidir. Şiirdeki okunabilen en son dize bize şöyle der, Ziusudra ve karısı 'denizaşırı bir ülkeye yerleştirildiler, doğuda, Dilmun'da' Orada 'bir tanrı gibi' ömür sürerler. Sümer öyküsündeki Nuh'umuz Ziusudra'nın karısı pek silik görünüyor. Ancak bir karısı vardır ve tufandan sonra Sümer cennet'i Dilmun'da tanrılar gibi bir ömür sürerler. Sümer Nuh'u "bilgeler bilgesi"dir. Tufan'ın Gılgamış uyarlaması Sümer uyarlamasının öne sürer gibi göründüğü şeyi açıklığa kavuşturur: Nuh figürünün gerçekten de karısı vardır. Gemi fırtınayı atlattıktan ve kuru bir yer bulduktan sonra, başta tufana neden olan yüce tanrı Enlil sonunda çiftle barışır.Gılgamış'ta Nuh figürüne verilen adla, Utnapiştim, Enlil'in insanlığı yok etme planını bozmak için Enki ile birlikte çalışmıştır. (tanrı Enlil tanrı Enki'nin babasıdır) Enki'nin ve 'bilgeler bilgesi'nin kurnazlığı sayesinde insanın hayatı kurtulmuştur. Enlil planına engel olunmasına başta öfkelenir. Bununla birlikte Gılgamış'ın öyküsünün sonunda, Enlil'in öfkesi Enki'nin gönlünü yapmasıyla yatışır ve bilg... Devamı