12 03 2010

din yokmuş meğer denilse, kim olurdunuz?

 din yokmuş meğer denilse, kim olurdunuz? |  görsel 1

               kimbilir, belki de gözümüz de büyütüyoruz tüm olanları ... Her sey basıt bır sadelıktedir.    Tanrı, bır yerlerden bize bakıyor ve gurur duyuyor tek emin oldugum şey bu işte! ilk zamanlardan beridir ona yakın, ona layık olma çabamız için bizi sevdiğine yürekten inanıyorum. Şimdi desem ki, hepsi yalanmış ne din varmış ne de tanrının göndermiş olduğunu söyleyip kuralları getiren peygamber ! ne düşünürdünüz? Vicdanınızı geriye itip, böyle bir şeyi düşünebilme cesaretinizde...  kendinizi daha mı yalnız hissederdiniz ya da Bizi kandırmışlar mı, vayy be ne aptalmışız mı? hatta artık peygamber değil de bir adam mı derdiniz?  Peygamber olduğuna bizi inandıran kimselere kızgınlık duyup silip atar mıydınız düne kadar kutsal saydıgınız kimseleri? Şimdi tüm değerlerinizi bir kenara bırakın ''tevrat ve kuran'' içeriklerinin indirildikleri tarihlerden çok önce SÜMER tabletlerinde yazdığını kendi gözlerinizle görseydiniz eğer, tüm gerçekleriniz derinden sarsılır, yeni birine dönüşür müydünüz? Yazdıklarımın hepsıne ınandırsam sizi kanıtlasam nasıl biri olurdunuz, kim olurdunuz? peki? tanrının göndermediği dinin peygamberi olan kişiler.. bizi kandırdılar! bizi koyun gibi olmadık şeylere inandırdılar....... Bir adam düşünün, ahlakın, korkunun, yaşamın ve ölümün yok sayılacak kadar ucuz olduğu bir zamanda  yaşıyor. Tüm hayatını bır kenara itiyor ahir nimetleri ve sınırsızlığı elinin tersiyle itip, ahlak ve sevginin hüküm süreceği, tüm insanların huzur içinde yasayacagı bir dünya düzeni kurmaya adıyor kendını.  İnsanları, yaradana layık olma ... Devamı

12 03 2010

türkçe ve sümerler

Sümer'in önemini belki biraz daha anlarız çarpıcı bir video izlenmesini tavsiye ederim... Devamı

12 03 2010

görülesi müzeler...

görmelik, Devamı

12 03 2010

Allianoi Bergama

bir arastırın lutfen ... belkı  sesimiz çoğalır Devamı

12 03 2010

KONFERANS, hasankeyf

KONFERANS, hasankeyf  |  görsel 1

Tür: Eğitim - Konferans Tarih: 24 Mart 2010 Çarşamba Zaman: 11:00 - 13:00 Yer: MSGSÜ Mimarlık Fakültesi Video Konferans Salonu - Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Cadde/Sokak: Meclis-i Mebusan Caddesi - Fındıklı Şehir/Kasaba: Istanbul, Turkey   View Map Açıklama Merhaba, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü tarafından düzenlenen Çarşamba Seminerleri 24 Mart'ta Doğa Derneği'nin başlattığı "Hasankeyf Yok Olmasın" kampanyası ile devam ediyor. Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Eken bizlere bu kampanyayı anlatıyor. "Dicle Vadisi ve Hasankeyf, tarihi zenginliklerin yanı sıra biyolojik çeşitliliği ve bölgeye has türleri nedeniyle de büyük önem taşımakta. Doğa Derneği ve çeşitli uzmanların yaptığı çalışmaya göre, eğer Ilısu baraj projesi hayata geçerse, bölgedeki beş Önemli Doğa Alanı ve 400 kilometrelik nehir yatağını kapsayan doğal alanlar geri dönülmez bir biçimde zarar görmüş olacak. Ilısu Barajı'ndan olumsuz etkilenecek türler arasında büyük kızkuşu (Vanellus indicus), alaca yalıçapkını (Ceryle rudis) ve Fırat kaplumbağası (Rafetus euphraticus) gibi pek çok canlı bulunuyor. Ilısu Barajı, Fırat kaplumbağasının bilinen en önemli yaşam alanlarından birini tehdit ederken Avrupa'daki tüm büyük kızkuşları ve her beş alaca y... Devamı

11 03 2010

vatican! sümerian! secrets!

izlemek gerek... Devamı

10 03 2010

Kraliyet listesi

Kraliyet listesi |  görsel 1

  Bu eşsiz medeniyeti kimler yönetmiş olabilir;               Liste krallıkları ve krallarını hükümdarlık süreleri ile beraber listeler. Krallığın tanrılar tarafından verildiğine inanılırdı ve askeri zaferler ile bir şehirden diğerine geçebilirdi. Liste sadece bir kadın hükümdardan söz eder: Kug-Baba, meyhane-koruyucusu, sadece Kiş’in üçüncü hanedanlığında hesaba katılır. Liste özellikle tufan öncesi mitolojik kralların uzun süren hükümdarlıkları ile başlar. Listedeki ilk isimlerin pekçoğunun daha sonra efsanevi figürlere dönüşen kişiler oldukları inkar edilemez. Listedeki ilk isim mevcut arkeolojik keşiflerle de varlığı onaylanmış olan ismi Gılgamış destanında da geçen Kiş kralı Enmebaragesi’dir. Gılgamış’ın kendisi de İlk Uruk Hanedanlığı döneminde MÖ 2600 dolaylarında yaşamış olan Uruk’un tarihi krallarından biridir. Dikkat çekici şekilde bu listede Lagaş’ın rahip yöneticileri eksiktir. Listedeki diğer bir eski hükümdar Lagaş’ı işgal eden ve tarihi olarakda kabul edilen Lugal-Zage-Si’dir ve o da Akkadlı Sargon tarafından devrilmiştir. Liste, eksiksiz kaynak yoksunluğuna rağmen, MÖ 3üncü milenyumun Antik Doğu Kronolojisinin merkezini oluşturmaktadır. Hükümdarlık listelerinin hükümdarlık süreleri güvenilir bir şekilde benzer gitmesine rağmen, farklı şehirlerde yapılan bazı eklemeler listenin tam doğru halini yorumlamayı imkânsız hale getirmektedir. Bunu da hesaba katarak, pekçok tarih yakın zamanda revize edilmiştir, ve genellikle eski yayınlardakinden çok daha eski zamanlara tarihlenmektedirler. Bilinen en eski kitabelerin bazıları MÖ 3üncü binyıldan başlayan listeleri içermektedir; örne... Devamı

10 03 2010

Bizans ve osmanlı'nın en büyük mirası nedir?

Bizans ve osmanlı'nın en büyük mirası nedir? |  görsel 1

  Ayasofya!       (Yunanca: Αγιά Σοφιά, tam adı: Ναός τῆς Ἁγίας τοῦ Θεοῦ Σοφίας, Latince: Sancta Sophia ya da Sancta Sapientia), [2] Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından M.S. 532 - 537 yılları arasında İstanbul'un tarihi yarımadasındaki eski şehir merkezine inşa ettirilmiş bazilika planlı bir patrik katedrali olup, 1453 yılında İstanbul'un Türkler tarafından fethedilmesiyle Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürülmüştür ve günümüzde müze olarak hizmet vermektedir. [3] [4] Ayasofya, mimari bakımdan, bazilika planı ile merkezî planı birleştiren, kubbeli bazilika tipinde bir yapı olup kubbe geçişi ve taşıyıcı sistem özellikleriyle mimarlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak ele alınır. Binanın adındaki “sofya” sözcüğü herhangi bir kimsenin adı olmayıp, eski Yunanca’da “bilgelik” anlamındaki sophos sözcüğünden gelir. [5]Dolayısıyla “aya sofya” adı “kutsal bilgelik” ya da "ilahî bilgelik” anlamına gelmekte olup, Ortodoksluk dininde Tanrı'nın üç niteliğinden biri sayılır. [6]6. yüzyılın ünlü mimarlarından Miletos'lu (Milet) İsidoros ve Tralles'li (Aydın) Anthemios'un[3][1]yönettiği Ayasofya’nın inşaatinde yaklaşık 10.000 işçinin[7][8][9]çalıştığı ve Jüstinyen'in bu iş için büyük bir servet harcadığı belirtilir.[10] Bu çok eski binanın bir özelliği yapımında kullanılan bazı sütun, kapı ve taşların binadan daha eski yapı ve tapınaklardan getirilmiş olmasıdır. [11] [12] [13]Bizans döneminde Konstantinopolis Patriği'nin patrik kilisesi ve Doğu Or... Devamı

09 03 2010

Hristiyanlık, Tanrıların dağı Nemrut'ta mı doğdu!!!

Tanrıların dağı NEMRUT   NEMRUT DAĞI yüzyıllar önce iki dünyanın; doğuyla batının buluştuğu bir yerdi. Bir dinin doğuşuna, zorlu savaşlara, büyük sevinç ve hüzünlere tanıklık eden heybetli bir dağ. Adıyaman'daki Nemrut Dağı şimdi görkemli tarihinin anılarıyla baş başa, gökyüzünü seyrediyor.   Yüzyıllar önce Anadolu'nun eşsiz bir köşesinde, en kutsal yer olarak Nemrut Dağı'nı seçmiş bir krallık hüküm sürdü. Kommagene adındaki bu krallık, uzun yıllar Asur egemenliğinde kaldıktan sonra çetin savaşlar vererek bağımsızlığını kazandı. Nemrut Dağı'nın gizemli tarihinin keşfinin üzerinden yüz yıldan fazla bir zaman geçti. Keşif hikayesi Berlin'deki Prusya Kraliyet Bilimler Akademisi'ne gelen bir mektupla başlamıştı. Akademi üyelerini heyecanlandıran mektup, genç yaşta ülkesini terk ederek Anadolu'da yol yapımı için güzergah belirleyen bir İngiliz grubun aşçılığını yapan Karl Sester'den gelmişti. Sester, Nemrut Dağı'ndaki harabelerle ilgili söylentiler duymuş, merakını yenemeyerek dağa çıkmaya karar vermişti. Gördükleri karşısında adeta dili tutulan Sester, yalnızca bir merak sonucu başlayan bu keşif hikayesiyle Nemrut Dağı'nın gizli tarihinin ortaya çıkmasına yardımcı olacaktı. Kommagene Krallığı, Toros Dağları'ndaki çeşitli yolların birleştiği noktada bulunan, Suriye'nin kuzeyi, Hatay, Pınarbaşı, Kuzey Toroslar ve doğuda Fırat Nehri'nin çevrelediği, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Gaziantep illerini kapsayan bir coğrafyaya yayılıyordu.   İÖ 1. yüzyılda kurulan Kommagene İS 72 yılına kadar bu bölgede yaşamını sürdürdü. Yazılı belgelerde İÖ 850 yılında görülen krallığın ... Devamı

09 03 2010

BEYAZ PİRAMİTLER

1912 yılında Turizm firması sahipleri Fred Meyer ve Oscar Maman Çin topraklarında batı ülkeleri tarafından bilinmeyen devasa piramitler olduğunu bildirmişlerdir. 2 Dünya savaşı sırasında Hindistandan Chungking’e malzeme taşınyan Amerikalı pilot James Gausman teknik bir arıza sonrasında alçak irtifadan uçmak zorunda kalınca dev bir piramitle karşılaşır. Karşılaştığı bu devasa parlak piramittin , parlaklığı sebebiyle metal veya taş bloklardan yapıldığını düşünerek fotoğraflarını çekmiştir.Gausman ‘a ait bu resimler 28 Mart 1947 tarihli New York Times dergisinde kamuoyuna duyuruldu fakat arkeologların tüm ısrarlarına rağmen Çin hükümeti tarafından incelenmesine izin verilmedi ve konu kamuoyu gündeminde soğudu. 1947 Tarihli New York Times 1947 yılında gündemden düşen konu Yeni Zelandalı araştırmacı Bruce L.cathie Çin Büyükelçiliği ve Amerikan hava kuvvetleriyle yaptığı görüşmeler sonrasında yazmış olduğu ” The Bridge İnfinity ” adlı eserinde puzzle’ın parçalarını yerleştirerek piramitlerin Mısır ve meksikadakilerin bir benzeri olduğunu piramit ve temelin 450 m , piramit yüksekliğinin ise yaklaşık 300 m olduğuna çalışmasında yer verdi.Batı bilim dünyası yapılan bu çalışmayı ve piramitleri sürekli red ettiler.  Bağımsız araştırmacı ve Bilim adamlarının gündeminden düşmeyen konu her türlü engellemelere rağmen konu yasak arkeoloji cephesinde incelenmeye devam edildi.1994 tarihinde Alman yazar Hartwig Hausdorf çin topraklarına yapılan kültür turlarından elde edilen fotoğraflar doğrultusunda , bu tür yapıların çin topraklarında olduğu yönünde hazırlamış olduğu ” Weibe Pyramide Die ” adlı kitabı yayınlamıştır. Batı bilim dünyasının ısrarla inkar etmiş old... Devamı

09 03 2010

Mısır lanetleri ...

Mısır dini imgelemi ve edebi imgelemi en fazla kışkırtılmış olan dinlerden biridir. Ortodoksin düşüncenin olgunlaşmamış fikir yanlılarının en önemli tezlerinden biri  tek tanrıcılığın , XVIII hanedanın ünlü firavunu IV. Amenhotep yada ilk hanedan adıyla IV. Amenofis , kendine verdiği adla Akhenaton , XX yy medyatik ve entellektüel ve romanesk mitolojinin gözde figürlerinden biridir. I.Ahmosis’le başlayan Yeni İmparatorluğun en muzaffer hanedanıdır. En mistik-medyatik temsilci olan Akhenaton İ.Ö 1375′ten yaklaşık 1352 ‘ye kadar hüküm sürmüştür. Bu modern mitolojiye göre IV Amenofis iktidara geldiğinde , tüm Mısır panteonunun yerine tek bir tanrıyı ; Güneş Tanrısı Aton’u geçiren bir vahiy geldi. İnsanlığın başlangıcından beri değişmez kaderi olan tek tanrıcılığın ilk habercisi solgun güzel nefertitinin eşidir.  Nefertiti ve Akhenaton ile birlikte bahtsız delikanlı Tutankhamon batının en fazla mürekkep harcadığı şahsiyetlerdir. Nefertiti – Akhenaton ve Çocukları Çeşitli yerlerde ona takılan maskeler arasında en anakroniği barışcı bir mistiğin maskesidir. Mistik belki ama barışcı kavramı tamamen yanlış olmanın ötesinde çağımızdan ondört yüzyıl öncesi için şaşırtıcı bir kavram ve sıfatlamadır. Akhenaton’ a tek tanrıcı dendi …hatta kısmen Hristiyan , ender olarak teoriden yoksun olarak Yahudi düşüncesine temel arayan Sigmund Freud , Mısır Prensi adlı çalışmasında Musa’ya tek tanrıcılığın vahyinin geldiğini ve İbrani halkına bunu ilettiğini ileri sürdü. Halbuki Tevrat okuyan birisi için belirli döneme kadar çoklu tanrının varlığının kabul gördüğü aşikardır. Peygamber gibi tektanrıcı yönelim, eşinin güzelliği ve vahyinin Musa’ ya aktarılması , atom bombası , uçan ... Devamı

09 03 2010

Aztekler... Güneşin Çocukları

Şafağın ilk hafif aydınlığında İspanyol komutanı kıtasını düzenlemeye girişmişti.Borular çoşturucu seslerini , ta dağların uzak yakınlarına karışıp sönünceye dek suların ve ormanın üzerinde çınlattıkları zaman , yüreklerini çarpa çarpa bayraklarının altında topladılar.Yalnız sayısız Teocalli’lerin basamaklı piramit tapınakların sunakları üzerindeki kül renkli sabah sisi içinde belli belirsiz seçilen kutsal ateşler , başkentin yerini belli ediyordu.Sonta ta, doğudaki sıradağlardan yükselen güneşin güzel vadiye döküldüğü görkemli ışıkla tapınaklar, kuleler ve saraylar göründü.Bu gün 8 Kasım 1519 idi. Avrupalıların batıdaki dünyaya ayak bastıkları, tarihin en ayrıcalıklı günleriyden biriydi bu.Geçen yüzyılın tarihçilerinden W.H Prescott, İspanyol Serüvenci Hernando Cortez’in yanındaki dörtyüz İspanyol ile Aztek İmparatorluğunun başkenti Tenochtitlan ‘ı ilk gördüğü anı böyle anlatıyor.Hernando Cortez Azteklerin başkenti Tenochtitlan dünyanın en güzel kentlerinden biri olarak nitelemiş ve şunları eklemişti , ” İnsanların davranışları ve gösterdikleri faaliyet İspanyadaki insanların düzeyinde idi.Bu insanlar barbar oldukları , Tanrıdan habersiz ve öteki uygar toplumlarla temas halinde olmadıkları göz önünde tutulursa, sahip oldukları her şey olağan üstü şaşırtıcı geliyor ” Bu sözleri yazdıktan iki sene sonra Cortez , Tenochtitlan ‘ı ve Aztek uygarlığına ait ne varsa yerle bir etti ; bu terihin en görkemli küllerinden biriydi. Aztekler insanlık tarihinde kurumları ve yaşam biçimleri hakkında çok az şey bilinen uluslardan biridir.Uygarlığa ait kalıntılar o kadar göz kamaştırıcıdır ki , coğu araştırmacı bun... Devamı

09 03 2010

Akıl Oyunları Zamanı! Sümer ve Dinler..

Türkiye’de şimdiye kadar Sumer dili ile Türk dilinin karşılaştırılması üzerinde iki araştırma yapılmıştır.(3) Türk mitolojisinde Sumer mitolojisinden izlere ait Muazzez İlmiye Çığ tarafından yapılan bir çalışma, 1993 yılında toplanan “Türk Kültürü Kongresi”ne sunuldu, henüz yayımlanmadı. Bilindiği gibi yüzyıllar boyunca Batı kültürünün temeli, Yunanlilara, dini de Tevrat’a dayandırıliyordu. Fakat Sumerlilerin kültürü ortaya çıkmaya başlayınca, Batı dünyasımn gelişmesindeki ana kaynağın Sümerler’de olduğu anlaşıldı. Sumerlilerin gerek kendi çağlanndaki, gerek daha sonra var olan kültürlere yaptıklan etkileri iki kaynaktan izleyebiliyoruz: 1. Arkeolojik buluntular ve 2. Yazılı belgeler. Bu etkiler; mimaride, sanatta, teknikte, sosyopolitik kurumlarda, bilimde, edebiyatta ve dinlerde görülmektedir. Kazılarda çıkanlan tapınaklann, sarayların, hatta özel evlerin yapı tekniği ve stili, daha sonraki milletlerin mimarisini şu veya bu şekilde etkilemiştir. Bundan en az 5 bin yıl önce Sumerlilerin uyguladıklan kemer, kubbe sistemi, sütunlar, yuvarlak pencereler, mozaikler, duvar süsleri, kabartmalar, sunaklar, nişler Ortadoğu’da olduğu gibi, Yunan, Roma yoluyla Batı mimarisine girmiştir. Silindir mühürlerinde görülen, tapınaklann duvarlannı süsleyen iki tarafında hayvan figürlü hayat ağacı, birbirleriyle kavga eden mitolojik hayvanlar, arslan başli kartal, uzun boyunlan birbirine geçmiş hayvan fıgürleri; İspanya, Fransa, İsviçre ve Orta Almanya’daki ortaçağ kiliselerinde çeşitli süslemeler halinde görülmektedir.(4) Yapılarda kullanılan tuğla, kerpiç, evlere kadar künklerle getirilen su yollan, tuvalet, lağım teşkilatı Sumerlilerde başlamıştır. Sumer’... Devamı

09 03 2010

Silindir mühürleri...

Bugün artık büyük ölçüde unutulmuş olan silindir mühürler, bir zamanlar görkemli bir küçük sanat etkinliğine sahne olmuştu. Mağara resimlerinden sonra, insanın kendini ifade biçiminin çok özgün bir evresini oluflturan silindir mühürler, inanılmaz bir biçim ve içerik zenginliği gösteriyorlar. Toplumun inançları ve adetleri, insan-tanrı, insan-insan, insan-doğa ilişkileri sayısız kompozisyonlar içinde bu küçük, yuvarlak taşlara kazınıyor ve sonra kile basılıyor. Hukuki belge hazırlanmasında ya da kapalı bir çömleğin mühürlenmesinde kullanıldıkları gibi, nazarlık olarak da takılıyorlar, ama her şeyden önce üretenin ve sahibinin övündükleri sanat objeleri bunlar. Sümerlerden önce de ender örnekleri bulunmuş olmakla birlikte Sümerlerin elinde büyük bir olgunluğa ulaflan silindir mühürler, izleyen devirlerde Mezopotamya çevresine yayılıp, başka kavimlerce de benimseniyor ve 3000 yıla yaklaşan çok uzun bir süre üretildikten sonra, MÖ 500′lere gelindiğinde ortadan kalkıyorlar. Bugün dünya müzelerinde 20 000 civarında silindir mühür bulunduğu tahmin ediliyor. Mühür olarak görece yumuşak taş ve minareller (kireç taşı, siyah taş, lacivert taşı (Lapis Lazuli), hematit, steatit gibi) kullanılıyordu. Silindirlerin boyutları değişken olmakla birlikte, genellikle silindir çapları 0,8-2,5 cm. ve silindir yükseklikleri 1,2-5 cm. arasındaydı. Erken dönemlerde taşı dön-dürebilmek için bir tutamak yapılırken daha sonra taşın ortasının delinmesi yaygınlaştı. Silindir deliğine bir çubuk geçiriliyor ve bunun yardımıyla silindir, yumuşak kil yüzey üzerinde döndürülüyordu Kil ... Devamı

09 03 2010

Machu Picchu : İnkaların Kayıp Kenti

Machu Picchu 90 yıl önce keşfedilen ve hala bir muamma olarak karşımıza çıkan bu şehrin hikayesinin üstünü zaman örtmüştür. ? Peru And dağlarında, iki tepe arasında etrafı yüksek kayalarla çevrili , terkedilmiş bir kale vardır.Bu kale 90 yıldan beri insanları cezp etmektedir.Amerika kıtasının en göz kamaştırıcı arkeolojik bilmesinin yattığı bu yer hala tüm esrarını korumaktadır. Kentin gerçek adını kimse bilmemektedir.Kent sakinleriyle birlikte toprağa gömülmüştür. Burası Machu Picchu veya iki tarafındaki koruyucu dağlardan dolayı Old Peak (eski zirve) , veya İknaların Kaybolmuş Kenti olarak bilinmektedir. 1911 ‘de Hiram Bingham adlı bir Tarihçi tarafından keşfedilen , dahiane granit tapınaklar , su yolu kemeri ,çeşmeleri, mezarları, tersaneleri ve sonsuz uzayan merdivenleri ile bu kent ormanlar , yabani bağlar ve enkaz tarafından yüzyıllarca gizlenmiştir. Machu Picchunun kurulumuyla ilgili bazı araştırmacılar ; İspanyol fethinden 100 yıl önce kurulmuş olduğunu ileri sürerler, diğer yandan Bingham bu tarihten yüzyıllarca önce kurulmuş bulunduğunu ve İknaların ilk şehri olduğunu düşünmektedir.Sanat bakımından zenginliği , sakinlerinin kral ailelerinden olduğu izlenimi verir.Ancak mezarlıkları Machu Picchu için önemli ip uçları verir.Son dönemlerinde machu Picchu bir kadınlar kenti olmuştur.Topraktan çıkan 173 iskeletten 150’si kadın iskeletidir.Dağılmış olan İnka imparatorluğunda seçilmiş kadınlar diye anılan bir grubun , İspanyol istilacılarından kurtulmak için bu eski inziva köşesine kaçarak burada hayatlarının sonuna kadar parlak bir hayat sürdükleri ve bu sırrın orman tarafından örtüldüğü düşünülmektedir. Machu Picchu ‘nun bir muamma olara... Devamı

09 03 2010

Ütopik midir! ''asl'olan TÜRK'LÜK idi''

74 bin yıl önce başlayan ve bugün Almanya’nın Berlin şehrine kadar uzanan buzul döneminin 12 bin yıl önce sona ermesiyle, dünya ısısı 4-5 C° artmaya başlamıştır. Artan ısıya bağlı olarak buzulların erimesi ve şiddetli yağmurlar nedeniyle deniz ve göllerdeki su seviyesi 125 metre kadar yükselmiş, dünya iklim ve coğrafyasında büyük değişiklikler olmuştur. Bu değişikliklere Anadolu topraklarından bir örnek verecek olursak; şu anki Tuz gölü, o tarihlerde Konya-Ereğli Havzasını kaplayan büyük bir göldür ve Çatalhöyük de bu gölün kıyısında kurulmuştur. Anadolu’dan çok daha büyük yüzölçüme sahip olan Asya topraklarında da bu iklim değişikliği neticesinde çok sayıda su havzaları; akarsular, göller, ve iç denizler meydana gelmiştir. Coğrafi koşulların içinde barındırdığı medeniyetler üzerindeki büyük etkisi vardır. Özellikle yaşamsal değeri olan suyun, uygun yaşam koşullarının sağlanmasında çok önemli bir faktör olduğu için de uygarlıkların var olması ve büyümesi bu su havzalarının bol olduğu yerlerde olmuştur. Türklerin ana vatanı olan Orta Asya toprakları için de durum böyledir ve Orta Asya topraklarında yaşayan Türkler suyun bol olduğu bu topraklarda yerleşerek, tarım yapmışlar, hayvanları ehlileştirmişler, yeraltı madenlerini bularak işlemesini öğrenmişler ve kültürel gelişmelerinin sonucunda da yazıyı bulmuşlardır. Çok uzun sürece dayanan yazının bulunması ve kullanılması, bilgi ve belgelerin gelecek nesillere aktarılmasını mümkün kılmıştır. Bilim adamlarının Asya ve Avrupa topraklarında milyon yaşında kafatasları bulmuş olmaları insanlık tarihini milyonlarca yıl öteye götürmesine karşın, tarih yazının bulunması ile başlamıştır. Me... Devamı

09 03 2010

An-Kİ

Bir çok şeyin ilkini merak ederiz.Bu ilk ne zaman yapılmıştı ? diye kendimize sordugumuz çok olmuştur. Sümer uygarlığından söz ederken merak ettigimiz birçok ilk’e yanıt bulabiliriz. Dünya kültürünün üzerine kuruldugu bilgi birikiminin temelinde Sümerler vardir. Günümüzden yaklasık 5000 yil önce, MÖ 3000′lerde Sümerler yaziyi bulmuşlar, ilk kent devletlerini kurmuşlar, ilk yasaları düzenlemişler, ilk mit ve destan örneklerini vermişlerdi. insanlık bir tan sökümü yasiyordu ve bunu saglayan Sümerler olmuştu. MÖ 4. binyılın başlarında Eridu’da, Dicle ile Fırat’ın İran Körfezi’ne döküldüğü yerde yer alan ve bentlerle, kurutma çalışmalarıyla “toprağı sudan ayırmanın” gerektiği bataklık bir kesimde, kuzeyden gelen insanlar toprak tanrısına adanmış bir tapınak yaparlar. Çok geçmeden El Ubeyt’te, Ur’da, Lagafl’ta, Uruk’ta, Gavra’da büyük dinsel yapılar, oturmufl bir mimari özellikle kendilerini belli etmeye bafllar. Tarım tanrılarını ve ana tanrıçaları canlandıran kil heykelcikler, cenaze törenlerinin izleri, El Ubeyt kültürü denen bir uygarlığa bağlı insanların dinsel kaygısına tanıklık eder. Kili, put yapımından baflka çeflitli aletler, sözgelimi kantarlar, sapan topları gibi araçların yapımında kullanırlar. Zanaatçılar altını ifller, bakırı kurflunlu kalıplara dökerek biçimlendirirler. Ticaret canlıdır. İran yaylasındaki kervan merkezleriyle, Sus ve Sialk’la bağlantılar kesintisiz biçimde sürdürülmek-tedir. Buralardan çeflitli madenler, lacivert taşı gibi değerli tafllar, süslü çömlekler getirtilir. Bu kültür kısa sürede ilk sınırlarının dışına taflarak tü... Devamı

09 03 2010

Sümer'de müzik 2

  Sümerler de Müzik 2   Özellikle Mezapotamya topraklarının son derece bereketli topraklar olduğu aşikardır. Bu yazı dizisini hazırlarken yine topraklarımız arasında yer alan Şanlı Urfa yakınlarında bulunan Göbekli Tepe ile ilgili yeni buluntuların yarattığı heyecanla birlikte kargaşayı da izledim. Tamamlanması 10 yılı bulacak bu yeni buluntular gerçekten beraberinde bir çok tartışmayı beraberine getirdi. 1994 yılında sürüsünü dolaştıran bir çoban tarafından bulunan bu harabeler,Alman Arkeoloji Enstitüsü görevlisi Klaus Schmidt in bölgeye gelip incelemeler yapmasıyla şu anda herkesi düşündürecek bilgilere ulaşmış durumda. Şu ana kadar yapılan araştırmalar sonucu,burada bulunan bulguların Buzul çağından sonra insanlar tarafından inşa edilen bir tapınak doğrultusunda gelişen bilgilerle uygarlık tarihini çok daha öncelere çekmişe benzer. Takipcisi olacağım bu çalışmaları ve çalışmalar esnasında ortaya çıkan tartışmaları bir kenara koyuyor müzik açısından bilmediğimiz yönleriyle bu topraklara bir kez daha uzanıyorum. 1972 yılında Amerika Berkeley Üniversitesi’nden Prof. Anne Darffkorn Kilmer ve Belçika Liége Üniversitesi’nden müzikolog Duchesne-Guillem birlikte çalışarak bir çok sır içinde barındıran bir tableti çözdüler. Bu tablette öncelikle matematik gibi algılanan bazı konuların matematik olmadığı matematiksel bir yaklaşımla müzikten söz ettiğini çözdüler. Muazzez hanımın açıklamasıyla konuya devam edeyim; "Matematik konulu tablette, bir müzik aletinin tellerin... Devamı

09 03 2010

Sümer'de Müzik

Telli Çalgılar Bunlar yüksek kalitede sayılıyorlar: arp, lir, ut gibi. İÖ 2700 yıllarına tarihlenen Ur kral mezarlarında bulunan arp ve lir çalgılarının ağaç kısımları bozulmuş, yalnız süs olarak yapılan kakmalı kısımlar kalmıştı. Lirler çeşitli şekillerdeydi: bir kısmı simetrik, bir kısmı ise büyüklü küçüklü. Ayakta veya oturarak çalınıyorlar. İki kişi tarafından çalınan büyüklükte olanlar da vardı. Arplar, lirden daha küçük olup ya oturarak veya ayakta çalınıyor. Asur kabartmalarında, lir ve arpın yürüyerek çalındığı da gösterilmiş. Uzun saplı saz veya ut’a benzer telli bir müzik aleti de İÖ 2000 yıllarından önceki kabartmalarda görülüyor. Onun da kutusu küçük; ama parmakların basıldığı yerin uzunluğu değişiyor. Bu, çoğunlukla iki tel ile çalınıyor. Yalnız, bunu çalanlar genellikle çıplak oluyorlar ve çalarlarken çeşitli vücut hareketleri yapıyorlarmış. III. Ur krallarından Şulgi, bu sazı eline alır almaz çalabildiği ile övünüyor bir metinde. Daha geç Asur çağında, kanuna benzer bir çalgı da bulunduğunu o zamana ait resimlerden öğreniyoruz. Hatta çalgı ile birlikte oynayanlar da görülüyor. Telli sazlar elle veya mızrapla çalınıyor. Bu çalgılara ait parçaların adlarının Sumerce oluşu, Sumerliler tarafından yapıldıklarını gösteriyor. Nefesli Sazlara Gelince: Bunlar kamıştan, ağaçtan, kemik veya madenden yapılıyordu. Çeşitli büyüklükte olup bazıları düz, bazılarının uç kısmı kıvrık oluyor. Çift flütler de var ve bir hayli yaygın bunlar. Ur kral mezarlarında çift flüte ait gümüş parçalar bulundu. Kazı... Devamı

09 03 2010

yazılı edebiyatın doğusu ''GILGAMIŞ''

yazılı edebiyatın doğusu ''GILGAMIŞ'' |  görsel 1
yazılı edebiyatın doğusu ''GILGAMIŞ'' |  görsel 2

Gılgamış Destanı, Mezopotamya'da ortaya çıkan tarihteki ilk yazılı destandır. Ölümsüzlüğü arayan bir kralın öyküsüdür. Destana konu olan kral Gılgamış gerçekten yaşamış ve M.Ö. 28.yüzyılda Mezopotamya’daki Uruk kentinde hüküm sürmüştür. Ölümsüzlüğün ve bilginin peşindeki insanı yücelterek anlatan Gılgamış Destanı, Gılgamış'ın ölümünden bin yıl kadar sonra yazılmıştır ve günümüze kadar gelebilmiştir. Gılgamış Destanı, Akat ve Sümer mitolojilerinde geçer ve Akat dilinde yazılmış tabletlerden oluşur. Bunlardan günümüzde 12 tablet bulunabilmiştir. Ama bu tabletler eksik olduğu için destan metninin bütünü elde edilememiştir. Aslında bir tablet daha bulunmuştur ancak olayların sırasına uymamaktadır ve bu yüzden ayrı bir versiyon olduğu düşünülmektedir. 1855’te Ninova’da yapılan kazılarda, Asur Kralı Asurbanipal’in M.Ö. 7. yüzyılda derlettirdiği tabletler bulunmuş, daha sonra Türkiye-İran sınırında ve Irak’taki Nippur antik kenti kazılarında bulunan tabletler de eklenmiştir. Ayrıca Türkiye’de Sultan Tepe ve Boğazköy’de yapılan kazılarda da destanın izi bulunmuşsa da henüz tümü gün ışığına çıkarılmamıştır. Tabletlerdeki metne göre destan, Gılgamış’ın özelliklerini övgüyle anlatarak başlar. Yarı insan, yarı tanrı olan Gılgamış karada ve denizde olan biten her şeyi bilen başarılı bir yapı ustası ve yenilmez bir savaşçıdır. Destanının, öbür bölümlerinde Gılgamış’ın başından geçen serüvenler anlatılır. Derinlemesine hikaye türünün en olağan üstü biçimde anlatıldığı Gılgamış akılların tamamen özgür ve doğaçlama melekesini g&... Devamı

09 03 2010

1500'e yakın tanrıdan en bilinirleri...

1500'e yakın tanrıdan en bilinirleri... |  görsel 1
1500'e yakın tanrıdan en bilinirleri... |  görsel 2
1500'e yakın tanrıdan en bilinirleri... |  görsel 3

Tanrılar ve Tanrıçalar Ab-zu: Yeraltı tanrısı. Apsu(ya da Absu)'da denir. İlk insanlar, yaş**ın sarmal gelişimini mevsimlerde izlemişler, doğum-ölüm döngüsünü yeraltı sularına bağlamışlardır. Yeraltı suları, ilkbaharda bütün doğaya canlılık verirler, yazın göklere doğru yükselirler, sonbaharda yağmurlarla yeniden insanın yaşadığı toprağa düşerler, kışın da toprağın altındaki yerlerine dönerler. Bu döngü her yıl böylece tekrarlanır. Su mevsimi gelince, her yl doğayı yeniden canlandırır. Bu yüzden Ab-zu, canlandırıcı bir tanrıdır. Akrep İnsanlar: Akrep insanlar ülkesi. Tufan varsayımının ilk biçimi Sümerler'in Gılgamış öyküsünde anlatılır. Tufandan kurtularak ölümsüzlüğe kavuşan Utnapiştim'in oturduğu yer, Akrep ülkesini aştıktan sonra varılan yerdir. Gılgamış, ölümsüzlüğe ulaşmanın çaresini öğrenmek için büyük dedesi Utnapiştim'e gitmek için bu ülkeden geçer. An: Gök-tanrı. Anum da denir. Savaş tanrısı İştar'ın kocasıdır. Yunanlıların Zeus'uyla eşdeğerlidir, tanrılar tanrısıdır. Sümer inançlarında Enlil(toprak) vr Enki(okyanus) ya da Ea'yla birlikte büyük tanrılar üçlüsünü kurarlar. Anşar: Gökyüzü tanrısı. Yeryüzü tanrısı tanrısı Kişar'la birlikte dişi yılan Lakamu'yla erkek yılan Lakmu'nun çocuklarıdır. Annunaki'ler: (Sümer) İkinci derece tanrılar. Bunlar baştanrı Marduk'tan kendilerine bir hizmetçi vermesini istemişler, o da insanı yaratmış. Arallu: Cehennem ülkesi. Sümer inançlarına göre, cehennem ülkesini yöneten önce tanrıça Ereşkigal'miş, sonra çok güçlü bir tanrı olan Nergal onunla evlenerek cehennem &uu... Devamı

08 03 2010

GENEL BAKIS

GENEL BAKIS |  görsel 1

M.Ö. 3500 - M.Ö. 2000 yılları arasında Güney Irak'ta (Mezopotamya) yerleşik olan, medeniyetin beşiği olarak bilinen coğrafi bölge ve medeniyet. Mezopotamya'da ortaya çıkan sayısız medeniyetin temelini Sümerliler atmıştır. Ayrıca yazı ve astronomi de ilk kez Mezopotamya'da Sümerlilerde ortaya çıkmıştır[1]. Genel kanı Sümerlilerin çağdaşı olan halklarla yakın etkileşimi sonucu benzerliklerin olduğu yönündedir. Mezopotamya'da yaşayan birçok farklı kavimden ilk öne çıkan ve daha sonraki medeni oluşumların temelini atan Sümerlilerdir. Gerek yazı, dil, tıp, astronomi, matematik gerekse din, fal, büyü ve mitoloji gibi alanlarda ilk öne çıkan ve bilinen toplum Sümerlilerdir. "Yaratılış" ve "Tufan"a ilk kez Sümerlilerde rastlanır. Sümer döneminde 21'i büyük olan yaklaşık 35 büyük şehir ve kasaba vardı. Bunlara örnek vermek gerekirse Kiş, Nippur, Zabalam, Umma, Lagaş, Eridu, Uruk ve Ur sayılabilir.   Sümer şehri Sümer şehri, Mezopotamya'nın güney ucunda, Dicle ve Fırat nehirleri arasında, sonradan Babil olmuş, günümüzde de Irak'ın Bağdat şehrinden Basra Körfezi'ne kadar olan bölgede idi.[2] Sümer şehri, Sümerlilerden önce yaşamış ve Sümerce konuşmayan ve Sami olmayan bir halk tarafından, M.Ö. 4000 - 2350 yılları arasında kurulmuştur. Bu halka günümüzde Proto-Fıratlılar yada Ubaidliler denmektedir. Ubaid ismi Al-Ubaid şehrindeki kazı alanından gelir. Ubaiddliler Sümer şehrinde kurulmuş ilk medeniyettir. Bataklıkları tarım için kurutmuşlar, ticaret, dokumacılık, dericilik, demircilik, taş oymacılığı ve çanak-çömlekçilik gibi işlerle uğraşmışlardır. Ubaidlilerin bölgeye yerleşmesinden sonra çeşitli Sami halklar da ... Devamı

06 03 2010

Sümer Vatikan'ı yıkar kanımca!

Sümer Vatikan'ı yıkar kanımca! |  görsel 1

Malum dünya tarihinde yeniden Orta Çağ’a döndük. Artık herkes “kimin kökü daha eski” ve “kimin soyu daha soylu” sorularına cevap arıyor. Bu şartlarda -kaçınılmaz bir biçimde- sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış toplum talep etmek- bağışlanmaz bir günah.   Amma Velakin… Sizin soy-sop merakına girmeniz, yani modaya uymanız sakıncalı olabilir. Dünyanın batısında doğduysanız bunu “özgür”, “demokratik” ve “bilimsel” araştırmadır. Ama dünyanın doğusunda iseniz, vay halinize. “Faşist” olduğunuz kesindir. Siz “ruh avcılığıyla” suçlanırsınız.   Acaba Sümerler Türk müdür? Aman kendinize bu soruyu sormayın. Bu soru çok tehlikelidir. Çünkü Sümerler “yaradılış” ve “tufandan” ilk defa söz eden millettir. Dahası da var; Dünyanın en önemli Sümeroloğu Muazzez İlmiye Çığ diyor ki; “yakın zamana kadar, ki hala devam ediyor bu, “bütün kültürün başlangıcı Yunanlara aittir” deniyordu. Çünkü Yunan metinleri tercüme edildi. 16. yüzyıldan itibaren her şey Yunan’da deniyordu. Ama bugün görüyoruz ki Sümer dili çözülüp ortaya çıkınca Yunan da kabul etti bunu. Bütün bilgilerin başının Sümerlerden kaynaklandığı anlaşıldı.   Hafızamızı tazeleyelim; Avrupa’nın kökü- resmi açıklamalara göre- Hristiyan ve Musevi kültürlerinin yanı sıra eski Roma ve Yunan kültürüne dayanıyordu! Onun için bu soru son derecede sakıncalı.   Türkçe ile Sümerce akraba. Hatta bugün 2009 yılında bir Sümerli olsa Türklerle -kısıtlı biçimde de olsa- kendi dilini kulla... Devamı

06 03 2010

dunyanın bır ucundan bır ucuna... aynılık

dunyanın bır ucundan bır ucuna... aynılık |  görsel 1
dunyanın bır ucundan bır ucuna... aynılık |  görsel 2

Marduk’un Geçmişi ve Keşif Öyküsü Foton kuşağı söylentilerinin,maya takvimi kehanetlerinin yanı sıra 2012 ile adı sıkça anılan ve filmlere konu olan bir diğer başlık ise gezegen Marduk.Marduk gezegeninin M.Ö’ki uygarlıklardan başlayan çok uzun bir geçmişi var ancak günümüz bilimindeki tarihi ise 27 yıl öncesine dayanıyor.İlk olarak mardukun tarih öncesi geçmişini şöyle bir inceleyelim. SÜMERLİLER VE MARDUK Azeri asıllı Sümerolog Zecharia Sitchin akademik yıllarında Mezopotamya’daki eski uygarlıkların bütün kazı alanlarını yerinde incelemiş,o bölgede yaşamış medeniyetlerin binlerce tabletinin okunup tercüme edilmesine katkıda bulunmuş,eski çağ dillerini çok iyi sökmüş ve deşifre etmiş bir bilim adamıdır.Yaşamının otuzdan fazla yılını çivi yazısı tabletlerinin derlenip toplanmasına ve deşifre edilmesine harcayan Sitchin,bunun ardından yazdığı 12.Gezegen kitabıyla bilim dünyasında bomba etkisi yarattı.Kitabında bahsettiği 12.gezegen son günlerin 2012 fenomeni marduktan başkası değildi.Peki Sitchin neden 12.Gezegen başlığını seçmişti? Çünkü sümer ve babil tabletleri 12.gezegen olarak marduktan bahsediyorlardı,sümerlilere göre Güneş ve Ay’da bir gezegendi, bu yüzden marduk 12.gezegen durumundaydı. Zecharia Sitchin’in sümer tabletlerinde yaptığı incelemelerine göre Nibiru (marduk) adlı gezegen güneş sistemimiz içerisinde Plüton’dan daha geride elips bir yörüngede bulunan 12.gök cismiydi.Yaklaşık 3600 yıllık bir periyotla yörüngesini turlayan marduk,bu turun büyük bir bölümünü dünyamızdan uzakta geçirmekte,dünyamıza en yakın olduğu dönemlerde ise marduk canlıları bir takım mineraller almak için d&uum... Devamı

06 03 2010

Marduk ve maya

Marduk ve maya |  görsel 1

Amerika kıtasındaki en zeki,en uzun ömürlü ,bugünkü tarifle Meksikanın güneydoğusundan El salvadaora kadar uzanmış sınırlarıyla en geniş alana yayılmış uygarlıktır Mayalar.Köy Çiftçiliğyle başlayan medeniyetlerini başlarında büyük Kralların bulunduğu büyük ve gelişmiş devlet yapılarına kadar geliştirmişlerdir.Yayıldıkları bölgelerde Yucatan,Campeche, Quintana Roo,Chiapas,Tabasco  gibi beş büyük devlet kurmuşlardır.Dilleri birçok lehçe oluşturmuş ve günümüzde Maya dili olarak bazı lehçeleri halen konuşulmaktadır.Özellikle astronomi bunun yanında matematik,mimari,sanat gibi alanlarda çok ileri düzeyde bir medeniyet oldukları görülmektedir.Gerek astronomik hesaplamalarının doğruluğu,gerekse  inşa ettikleri yapıların günümüz imkanlarına ve teknolojisine olan uygunluğu Maya medeniyetini gizemli ve özel kılan nedenlerin başlıcalarıdır.Muheteşem beyaz Kireç taşlarıyla,günümüz mimarisinin bile kusur bulamayacağı güzellikte inşa edilmiş piramitleri,sarayları ve dinsel tapınakları araştırmacıları hala dehşet içinde bırakan eserlerdendir. MAYA YAZITLARI VE ANLAMI İşte bu önemli yapıtların üzerinde yazılı olan şifreler günümüz bilimince ancak 20.yüzyılda çözüme kavuşmuş ve hala çözülemeyen anlaşılamayan yazıtları bulunmaktadır.Bu şifrelerden Maya uygarlığının tek tanrı inancını benimsemiş olduğu ve yaşamsal ihtiyaçlardan başka dünya malı bulundurmadığı,kendilerini çok güçlü bir dinsel inanışla donattıkları ve topraklarını verimli kılmak için bile tapınaklarında günlerce acı dolu ayinler yaparak ,tanrılarına yalvararak geçirdikleri çözülmüştür. Onları gerek günümüz gerekse o devirdeki uygarlıklardan far... Devamı

06 03 2010

Ve vazgeçilmez MARDUK

Ve vazgeçilmez MARDUK |  görsel 1
Ve vazgeçilmez MARDUK |  görsel 2

Sümerler’in yitik gezegeni, 10. gezegen Sedna bulundu. Beklenen işaret Sedna ise bundan sonra neler olacak? Ve yeni bir gezegen astrolojinin neresinde yer alacak, daha önemlisi nasıl yorumlanacak? Astronomlara göre 10. gezegen olarak düşünülen dünyamızdan 13 milyar km. uzaklıktaki Sedna, ilk kez geçen Kasım ayında California Mount Palomar Gözlemevi tarafından görüldü sonra da California Institute of Technology, Yale ve Gemini Gözlemevlerince onaylandı. Sedna, Eskimo ya da Yuquit mitolojisinde okyanusların ve denizlerde yaşayan tüm canlıların tanrıçasının adı, bir anlamda Poseidon’un dişisi. Gezegenin çapı 1.200-2.360 km. arasında yani Pluto’ya yakın bir büyüklükte, gezegenden yayılan termal radyasyon nedeniyle farkedildi. Bazı bilimciler ise, Sedna’nın bir gezegen olmasından kuşkulular ama Güneş Sistemi’nin artık yeniden tanımlanması konusunda birleşiyorlar. Sedna, Pluto’dan üç kez daha uzakta, yörüngesi ise çok geniş, Güneş/Dünya uzaklığından 90 kez daha büyük bir yörünge çiziyor. Sedna, Kuiper Belt adı verilen, kayalardan ve buzlardan oluşmuş yüzlerce küçük kütlenin bulunduğu bölgede ama şu ana kadar burada farkedilen en büyük gök cismi. Öte yandan bu yeni keşif, henüz kesin olarak 10. gezegen veya bir gezegen olarak kabul edilmiş değil ama ABD Ulusal Astronomi Birliği bu konuda istekli görünüyor. 7 Ekim 2002’de de yine Kuiper Belt bölgesinde bir diğer büyük bir gök cismi keşfedilmiş ve Quaoar adı verilerek, 10. gezegen olmasından kuşkulanılmıştı. Quaoar adı Avrupalılar gelmeden önce Los Angeles yöresinde yaşayan Tongva mitolojisinden alınmıştı, “Tüm varoluşu etkileyen doğanın büyük gücü” anlamına geliyordu. ... Devamı

06 03 2010

tamamen kan yuzunden İzmir'den geçmek istedim...

tamamen kan yuzunden İzmir'den geçmek istedim... |  görsel 1

  İzmir ( Smyrna-Samornia ) M.Ö 3000 yıllarında Lelegler tarafından, bugünkü Bayraklı yakınında bulunan Tepekule mevkiinde kurulmuştur. İzmir sözcüğü daha ziyade bir Amazon Kraliçesine atfedilmektedir. M.Ö 2000-1200 yılları arasında yaşamış olan Hitit Krallığı''nın tesiri altında kalan İzmir, Hitit Devleti''nin M.Ö 1200 yılında Frig akınlarıyla yıkılması sonucu M.Ö XI. Yüzyılda Yunanistan''dan Batı Anadolu kıyılarına göç eden Aiollar, daha sonra da İonlar tarafından işgal edilmiştir. İzmir en parlak dönemini İonlar zamanında yaşamıştır. M.Ö 600 yılında Lidya Kralı Alyattase tarafından işgal edilen İzmir, M.Ö 546 yılında Persler''in, M.Ö 334 yılından sonra da Büyük İskender ve kumandanlarının idaresi altına girmiştir. 15 Mayıs 1919''da Yunanlılar tarafından işgal edilen İzmir, üç yıldan fazla işgal altında kaldıktan sonra Ulusal Kurtuluş Savaşı''yla 9 Eylül 1922''de Yunan işgalinden kurtarılmış, Cumhuriyetin ilanından sonra da İl statüsüne kavuşturulmuştur. İzmir İlinin bulunduğu alan, dördüncü zaman başlarında Egeid ismi verilen bir kara parçası konumunda idi. Ayrıca bu alan deniz seviyesinde, hafif dalgalı (Penoplen) düzlükler halinde idi. Bu jeolojik zamanda Doğu Anadolu'nun Yunanistan'a kadar uzanan bölgesi kuzey ve güneyden Alp Dağlarının kıvrımlarının etkisi ile sıkıştırılmıştır. Şiddetli basınçlarla bazı yerler,örneğin; Anadolu Yarımadası yükselirken, Ege Denizinin bulunduğu Egeid Kıtası ise alçalmış ve çökmüştür. Ardından bu kıta parçasının üzeri Akdeniz'in suları ile kaplanmıştır. Bu çöküntü nedeniyle Batı Anadolu Bölgesi'nde, doğu-batı doğrultusunda kırılmalar olmuştur. Sü... Devamı

06 03 2010

İNANNA'dan LEYLA'ya

İNANNA'dan LEYLA'ya |  görsel 1

İnanna, Sümer medeniyetinde bereket ve aşk tanrıçasıydı. Sümerler'den sonra ortaya çıkan Sami kökenli Babil uygarlığında "İştar" adını aldı. İştar, ismi bizde şimdi "Temmuz" olarak várolan çoban tanrı "Dumuzi" ile evlendi, bu evlilik didişmelerle geçti ve Dumuzi yeraltına sürgüne gitmek zorunda kaldı. Ama yılda bir defa yeryüzüne çıkarak karısı İştar ile ilişkiye girecek ve yeraltından yerüstüne "yükseldiği" inancı, sonraki binyılların dinlerinde de etkili olacaktı. İşte, İnanna ile İştar'da şekillenen bereket tanrıçası kavramı, ileriki asırlarda medeniyetler ve kıt'alar arası bir yolculuğa başladı. İştar, eski Mısır'da "Osiris", Fenikeliler'de "Adonis", Roma döneminin Anadolusu'nda "Attis" ve Hristiyanlık öncesinin pagan Avrupa'sında "Ostara" oldu. Pagan dönemi Avrupalıları'nın tanrıçaya hürmeten her sene bahar ve bereket şenliği olarak kutladıkları Ostara bayramı, Hristiyanlık sonrasında "Ester" halini aldı. "Ester", yani Hazreti İsa'nın göğe yükselmesinin kutlandığı "paskalya"... Paskalya hálen Hristiyan dünyasının en önemli dini bayramıdır ve göğe yükselme düşüncesinin temelinde, İştar'ın kocası Dumuzi'nin yeraltından yeryüzüne yükselme motifi yatmaktadır. Miláttan önce 2500'lerde astronomiye olan merakın artmasıyla, yeryüzü tanrıları ve tabiat güçleri, göklerde de yeralmaya başladılar ve tanrılarla gök cisimleri arasında sembolik ilişkiler kuruldu. İnanna, bu ilişkilendirme döneminde Venüs yıldızı oldu ve Venüs, aşk sembolü haline geldi. Mitolojinin İştar'ı yahut İnanna'sı, aslında hızlı ve maceralı bir hayat süren cilveli bir tanrı&c... Devamı

06 03 2010

sümer'li İbrahim peygambere, ve Sümer'e farklı bir bakıs

sümer'li İbrahim peygambere, ve Sümer'e farklı bir bakıs |  görsel 1
sümer'li İbrahim peygambere, ve Sümer'e farklı bir bakıs |  görsel 2

        <_script />iara('hz+ibrahim');<_script /> :: başka nerede?googletürk dil kurumuimdbign.comgamespy kur'ân-ı kerîmde ismi bildirilen peygamberlerden. allahü teâlâ kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: (ey resûlüm!) kitabda (kur'ân-ı kerîmde) İbrâhim'in kıssasını anlat. çünkü o sıddîk (doğruluğu tam) bir peygamber idi. (meryem sûresi: 41) biz (ergenlik çağına ulaşmadan) önce İbrâhim'e tevhîde ve putlara tapmaktan sakınmaya yol bulabilecek rüştünü verdik. biz onun buna lâyık olduğunu biliyorduk. (enbiyâ sûresi: 51) ben babam (dedem) İbrâhim'in duâsı, kardeşim îsâ'nın müjdesi ve annemin rüyâsıyım. (hadîs-i şerîf-müsned-i ahmed) keldânîlerin memleketi olan bâbil'in doğu tarafında ve dicle ile fırat nehirleri arasındaki bölgede doğdu. babası mü'min olan târûh'tur. âzer, amcası ve üvey babasıdır. putlara ve yıldızlara tapan keldânî kavmine peygamber olarak gönderildi. kendisin e on suhuf (forma) kitab verildi. bu kavmin o devirdeki hükümdârı olan ve ilâhlık iddiâ eden nemrûd'u da îmâna dâvet etti. nemrûd, İbrâhim aleyhisselâmın dâvetini kabûl etmediği gibi ona ve inananlara zulm ve işkence yaptırdı. İbrâhim aleyhisselâmı önce habs ettirip, sonra ateşe attırdı. allahü teâlâ, halîl'i (dostu) olan İbrâhim aleyhisselâmı ateşte yakmadı. İbrâhim aleyhisselâmın ateşe atılmasını ibretle tâkib edenlerden bir kısmı îmâna geldi. İbrâhim aleyhisselâm,... Devamı

06 03 2010

eyup peygamber ?

eyup peygamber ? |  görsel 1

    Dilimizden pek eksilmeyen, din kitaplanna girmiş, "Eyüp Peygamber'in Sabrı" hikâyesinin de, Sumerlerden kaynaklandığı ancak bu yüzyılın ikinci yarısından sonra anlaşılabilmiştir. Bu metnin yazıldığı tabletin bir kısmı Philadelphia Üniversitesi'nde, diğer kısmı İstanbul Arkeoloji Müzelerinde bulundu. Bunlar ayrı ayrı okunup birleştirilince 135 satıra ulaşan, şiir tarzında yazılmış bir hikâye ortaya çıktı. Fakat parçalann birçok yeri kırık veya bozuk olduğundan metnin tümü tam olarak elde edilemedi. Hikâyenin ana fıkri; insanın felaketlere uğradığı zaman, bunu yapan Tanrıya lanetler saçacağı yerde, onu yücelterek, ona yalvarıp yakararak kalbini yumuşatıp, bu felaketlerden kurtulabileceğidir. Sumer'de yalvarılan Tanrı, insanın kendi Tanrısıdır. O, Tanrılar meclisine bu duaları götürerek iyi sonuç alıyor. Bu şiir, evvela insanın Tanrısını övmesini, yüceltmesini, ağlayıp sızlamalarla kalbini yumuşatmasını öğüt vererek başlıyor. Ondan sonra adı verilmeyen bir adama, akraba ve arkadaşlan tarafından yapılan fena davranışlar anlatılıyor. Adam başına gelen felaketlerden söz ediyor. Arkadaşlarının da kendi üzüntülerine katılmasını istiyor. Bundan sonra başına gelen bu hallerin kendi günahları yüzünden olabileceğini söyleyerek, Tanrısına affetmesi için yalvarıyor. Şiir, Tanrısının onu affettiğini bildiren bir kısımla son buluyor. Sumer şiirinden bazı bölümler: (Tarih Sumer'de Başlar, s.96-98.) "Ben anlayışlı insandım, şimdi bana kimse değer vermiyor Doğru sözüm yalana döndü Hilenin adamı beni güney rüzgân gibi sardı, ona iş yapmaya zorlandım. Bana saygı duymayan, senin önünde beni utandırdı Bana durmadan yeni üzüntüler verdin Eve girdim ruh ağır, soka... Devamı